Bazen bazı cümleler anında bir etki yaratırken, bazen de duyduğum da öncelikle hiç bir yere koyamayacağım, cevabını bilemeyeceğim, doğal olarak garip bir sendeleme yaşayacağım bir etki bırakır bende. Bu andaki durumu heykele yansıtacak olsam, gülümsemeyle karışık bir kaş çatması,karar vermek ile vermemek arasındaki biraz gergin yüz hatları, iç sesimle konuşurken "yoo doğruuuuu," yada "yok canım çok ta doğru değil" düşüncesinin saniyedeki değişkenliğinin oluşturduğu karman çorman bir görünüm açıkcası....
Mutluluğun resmini yapabilirmisin? demiş ya büyük bir ozan, yapılamayacağını belki de düşünerek, aynı şey tüm duygular için geçerli aslına bakarsanız.
İnsanoğlunun içinde birebir olarak yaşadığı duyguların aktarımının bütünün değil,doğruya en yakın olarak yapılacağına inanıyorum ...
Bu hafta sanat danışmanı olarak çalıştığım müzede "ışıklar" adı altında, bilinen sanatçılarla birlikte genç yeteneklerinde bazı eserlerinin sergilendiği bir sergi ve panele ev sahipliği yapmak durumunda kaldım.
Hazırlanışı uzun sürdü açıkcası. Belli bir amaç doğrultusunda ortaya çıkartılmak istenilen düşünce paralelinde sanatçılarla yazışmak çizişmek pek o kadar kolay değildir.Ama yavaş yavaş ortaya bir şeyler çıkmaya başladığı zamanda duyulan haz da anlatılamaz.
Dürüst olmam gerekirse bu tarz etkinliklerin oluşma esnasında en büyük zorluğu "amatör" diyebileceğimiz kişilerle yaşarım.
Yazılarıyla tanıdığım, her ne kadar kendisine edebiyatçı damgasını vurmak istemese de edebiyatçı kimliğini gördüğümü sandığım sayın Sanem Uçar ın, bir yazısında "Sanatı katledenler amatörlerdir" cümlesi de bende yukarıda anlatmaya çalıştığım etkiyi bırakmıştı ilk okuduğumda.
Sanatı katledenler amatörler midir? diye sorduğunuzda bir çok cevap verebilirsiniz . Duruma göre değişen bir cevabı içinde barındırıyor bu cümle aslında. Doğru sadece tek midir? eğer buna verilecek cevabınız; evet tekdir olursa, doğal olarak bu söylemde ya doğru yada yanlış oluyor çok basit bir mantıkla.
Bu etkinliğin oluşturulması esnasında bu cümle bir çok defa kafamda geldi gitti. Zaman zaman "evet" dedim bu cevaba, zaman zaman da "hayır".
Bu etkinliğe katılmak isteyen amatörlerin hazırlamış olduğu portfolyoları incelerken, "x" adlı bir kişinin portfolyosu hemen dikkatimi çekti. Sanat için gerekli olan normları, ve şu an burada yazmak istemediğim bir sürü güzel şeyleri içinde barındırıyordu. Ve kendisini tanıttığı tanıtım broşüründe ise diğer kişilerden farklı olarak o kadar az şey yazmıştı ki. İnanın belkide mail adresinden başka bir şey yoktu diyebilirim.
İster istemez bir çok soru sormam gerekti ve gelen cevaplarda inanın hep aynı kısalıktaydı. Sadece sorulan sorulara yanıt veriyordu.
Kişileri tanımak istemek gibi bir alışkanlığım hiç olmamıştır, doğal olarak tahmin edebilirsiniz ki sorulan sorularda yaptığı eserler üzerineydi.Bu anlamda bir bilgisi olduğunu verdiği yanıtlardan çok kolaylıkla anlayabiliyordunuz. Boş değildi kesinlikle ama sanki bir şeyler eksikti ve ben neyin eksik olduğunu yada beni biraz huzursuz eden şeyi çözemiyordum.
Sonuçta güzel eserlerdi ve yönetim bir eserinin sergilenmesine karar verdiğinde durumu kendisine bildirdim.
Eserlerin müzemize gelmesi de ayrı bir çalışmadır. Ve eserler belirtilen tarihe kadar yavaş yavaş müzeye gönderilirken "x" in eseri en önce gelen eserlerdendi.Gerçekten esere dokunduğunuzda da farkı hissedebiliyor ve güzelliği karşısında büyülenebiliyordunuz.
Kendisiyle tanışma fırsatı yakaladım. Büyük bir mütevazilik örneği göstererek asıl mesleğinin bu olmadığını ve aslında mesleğini de çok sevdiğini zaman zaman da heykel yaparak iç dünyasında biriktirdiği şeyleri dışa vurduğunu söyledi.
Bir çeşit meditasyon dedi....
Sarsıldım, çünkü öylesine güzeldi ki eseri ,sahip olduğu yeteneğin onda birine sahip olup kendisini bir yerlere koyan onlarca heykeltraştan çok daha ötedeydi.
Uzun uzun konuştuk, içimdeki huzursuzluğun , eksik gördüğüm şeyin ne olduğunu bulmaya çalışıyordum hala. Bu arada da diğer amatörlerin eserlerini de gezerken ve onlarla da konuşma fırsatı bulurken her anlamda aradaki farkı görebiliyordum.
İçlerinde bazıları sıyrılıp sanatçı ünvanını alacaklardır ilerleyen zaman içersinde. Pekii hangileri?
Yeteneği olanlar mı? Hiç biri "x" kadar yetenekli değil aslında ama "x" de asla sanatçı olmayacak. İstemediğinden mi? Sanırım hayır....
Amatör olarak adlandırdıklarımız eğer içlerinde tutku barındırmıyorsa bu yol kapalı olacaktır her zaman. Ve doğal olarak sayın Sanem Uçar ın dediği gibi sanatı katleden kişiler olarak ayağımıza dolanacaklardır.
O tutkuya sahip olanlar, yetenekleri olmasa bile sanatın gelişmesinde öncülük yapan kişilerdir. Çünkü geceleri gündüzleri hayalleridir. Yazarlar, çizerler, uyurlar uyuyamazlar, uyanırlar bir çizik atarlar.
Kendileri yoktur o sihirli yolda. Hırçındırlar, bir daha bir daha diyen hiç durmayan bir iç sesin haykırışıyla boğulurlar.Orada burada yazdıkları yada çizdikleri, yada söyledikleriyle bir kaç kişinin beğeni dolu sözleriyle bir şeyler yaptığını sanmalarını sağlayan biz şakşakçılar da sanatın katillerindeniz bu koşulda.
Evet şimdi çok daha iyi anlıyorum, "sanatın katilleri amatörlerdir "cümlesinde ki inceliği. Ortaya çıkan şey ne denli güzel olursa olsun, ileriye dönük bir hayali içinde barındırmıyorsa, tutku yoksa yaratılanlarda, vazgeçiş yoksa hayattan ,yapılanlar masturbasyondan başka bir şey değil.
Bunu başkaları yapabilir, ama sanat eğitimi almış bir kişi ne şakşakçı olmalı bu koşulda ne de bu işin içinde, değil mi sevgili sanem?.....