7 Kasım 2010 Pazar

Acının Coğrafyası




kente kapandık kaldık tutanaklarla belli
sirk izlenimlerinden seçmen kütüklerinden
yüzlerimiz temmuzdan ötürü sallanır ve uzar
ve her köşe bir tuzaktır
birer darağacıdır her meydan saati
öğle vaktini kesinlikle gösteren
oysa hep güçlü dağları görmenin zamanıdır

çığlığım uzun uzun kalır içimde
yani güller giyinmiş bir adam nerde ben nerde
rüzgâr bir dirimi dört yöne bölerken tepelerde
ve gece duruşmasından yeni çıkmışken
sabahın terazisi eksik tartar gölgemi

artık öyle açık ki kuşkuya yer yok
kim gelirse gelsin acıya hep yer vardır
tutanaklarda duvar diplerinde ve bazı yerlerde
örneğin çukurova ve mekong köylerinde
acıdır ağacın gölgesini yapan
bunu herkes bilir

kutsal acı besleyen acı sütünü emiyoruz
yatıyoruz seninle terli döşeklerde
saati seninle kuruyoruz bir çalar saati
sen donatıyorsun kalbimizi
kalbimiz çoğu zaman yeterli ve ürkek
kendi çoğunluğunu kendi üreterek

kente kapandık kaldık iki cadde iki alan bir saat
mutsuzluk acıya varana kadar
artık yeminimiz bir tatar gölgesi gibi
öyle bir gölge ki belki çok dardır
kısa vakitlerinde aceleci akşamın

artık öyle açık ki kuşkuya yer yok
acıya hep yer vardır aramızda
dört cepli yeleğim aynı kolaylıkla taşır her şeyi
bozuk paraları da umutsuzluğu da
aynı kolaylıkla tutmuş gibi olurum
güneşin yedi renk ayasını

biliyor musun güçlü dağları görmenin zamanıdır
şimdi bir bağırsan çok iyi biliyorum
ya da üst üste silah atsan
kent tepinir belki bütün kuşlar uçar
belki değil mutlaka
ama
bir tanesi mutlaka kalır.

Turgut Uyar

Gabriel Marcel




Varoluşçu felsefecilerden Gabriel Marcel gerçekten ilgi çekici bir düşünür.

Katolik inancı seçerek ona bağlanan ve tanrı tanıyan bir varoluşçu.

Bazı düşüncelerine katılmadan edemiyorum. Ona göre paramparça bir dünyada yaşıyoruz. İnsan sosyal yaşamda bir vida haline gelmiş. İnsanlar, istatiksel sayılar haline getiriliyor. Böyle bir dünyada sahip olmak, varolmaktan daha önemli hale getiriliyor...

Marcel'e göre bağlanılacak biricik varlık Tanrı'dır. Doğal olarak ona bağlandığında sadakat gerekecektir. Sadakatı uyuşuk bir boyun eğme gibi ele almıyor.

Ve ister istemez sadakatı bir şekilde yerine getirirken alınan hazla yaşama daha sıkı tutunabilirsin, demeye getiriyor...

Kısacası 1889-1973 yılları arasında yaşamış bu düşünür mutluluğu inanmakta bulanlardan. Yaşamı nasıl geçmiştir, mutlu mu, mutsuz mu? pek bilemiyorum ama bazı cümleleri ilgi çekici...

"Sır; benim içimde olan ve bu nedenle de bütünlüğü ile benim karşıma konulamayan şey. Ben nasılsam, içimdeki sırra örülmüş biçimdeyim. Önemli olan, sorunu aşmak ve sırra doğru yol alabilmek."

"İyilik; gelecekte olacak her şeyin iyi olacağı beklentisidir."

Düşüncelerini okudukça mutlu olduğuna karar veriyor gibiyim. İşte bu aşamada başka bir düşünce beynimi kemirmeye başlıyor.

Asla mutlu olamayacağım...

7 Ekim 2010 Perşembe

Osho




Bana göre doğu nun en büyük düşünürlerinden biridir Osho...

Hayrete düştüğümde beni silkeleyen ve kendime getiren adam...

Yüreğime bir sancı saplandığında sanki o yüreği eline alıp sarıp sarmalayan bir el...

Sözleriyle ısındığım bir düşünür...

Acılı bir günümde onun cümleleri aklıma geldiği için oluşturduğum bu blog aslında onu yakından bilenlerin çok kolaylıkla görebileceği gibi zaman kavramının hiçe sayıldığı,kendi varoluşumun deneyselliğinin bir karalaması,alışagelmiş tüm geleneklerden arınmış bir tarz yaratma telaşı adına bireysel bir çıkış noktasıydı.

Bu çıkış noktasına sonuna kadar sadık kalacağım.

Belki anlaşılmayacağım, yada yanlış anlaşılacağım, ama Osho dan aldığım enerjiyle tutunmaya çalıştığım bu dünyada gülümsemeye onun istediği gibi devam edeceğim.

Osho dan bir alıntı;

Bir söz senin içine işlediği zaman, zihninde farklı bir iklime, farklı bir yaklaşıma, farklı bir vizyona neden olur. Aynı şeye başka bir isimle hitap et, ve göreceksin: Bir şey hemen değişir. Duygusal kelimeler var ve zihinsel kelimeler var. Zihinsel kelimeleri gitgide bırak. Daha ve daha da çok duygusal kelimeleri kullan. Politik kelimeler var ve dinî kelimeler var. Politik kelimeleri bırak. Hemen çatışma yaratan sözler var. Sen onları söylediğin an, münakaşa olur. Öyleyse asla mantıksal, tartışmacı dili kullanma. Sevginin, şefkatin, aşkın dilini kullan; böylece münakaşa olmaz.

Eğer kişi bu yönde farkında olmaya başlarsa, olağanüstü bir değişimin meydana geldiğine tanık olur. Eğer kişi yaşamda biraz dikkatli olursa, birçok ıstırap önlenebilir. Bilinçsizce kullanılan tek bir kelime uzun bir mutsuzluk zinciri yaratabilir. Ufacık bir değişim, sadece çok küçük bir dönüş ve o, birçok fark yaratır. Kişi çok dikkatli olmalı ve mutlaka gerekli olduğu zaman kelimeleri kullanmalıdır.

Bulaşık kelimelerden kaçın. Taze, tartışmaya yol açmayan, tartışmacı değil ama doğrudan senin duygularının ifadesi olan kelimeleri kullan. Şayet kişi bir kelime uzmanına dönüşebilirse, kişinin bütün hayatı tümüyle farklı olacaktır. Eğer ki bir söz ıstırap, kızgınlık, çatışma, ya da tartışmaya neden oluyorsa, bırak onu. Onu taşımanın ne anlamı var? Onu daha iyi bir şeyle değiştir. En iyisi sessizliktir. Sonraki en iyiler ise şarkı söylemek, şiir, aşktır...